- Mîlâdî 1642 yılında o zamanki adı Ruhâ olan Urfa’da doğdu.
- 1666 yılında (24 yaşında) İstanbul’a gelerek Musâhip Mustafa Paşa’nın maiyyetine girerek paşanın Dîvân Kâtipliği görevine getirildi.
- Pâdişah 4.Mehmed’in izni ve desteğiyle 1679’da (37 yaşında) Hacca giderken resmî güzergâhı değiştirerek memleketi Urfa’ya da uğradı.
- Hacc dönüşünde Mustafa Paşa’nın kethüdâsı olarak hacc yolculuğu izlenimlerini Tuhfetü’l Harameyn adıyla kaleme aldı.
- Paşa’nın 1687 yılında vefâtı üzerine İstanbul’dan ayrılarak (45-46 yaşlarında) Haleb’e yerleşti.
- Haleb’te iken evlendi; önce Silâhdâr İbrâhim Paşa’nın daha sonra da Teberdâr (Baltacı) Mehmed Paşa’nın himâyesinde kaldı. Burada iki erkek evlâdı dünyâya geldi.
- Mehmed Paşa’nın İstanbul’a dönmesi durumu hâsıl olunca Nâbî de onunla birlikte 1710 yılında pâyitahta döndü.
- İstanbul’a dönüşünde önce Darphâne Emirliği, akabinde Başmukâbelecilik görevine getirilen Nâbî; 12 Nisan 1712, hicrî 3 Rebîulevvel 1124’de (70 yaşında) irtihâl-i dâr-ı bekâ eyledi.
- Kabri Üsküdar Karacaahmet kabristânında Miskînler Sofası olarak anılan bölümdedir.
Eserleri
1.Türkçe Dîvân: Birçok nüshası bulunan dîvân yazmalarının en mütekâmil olan nüshası Süleymâniye Kütüphânesi’ndeki (nr. 1118) ve (1706) istinsah târihli nüshadır. Bu nüshada 29 kasîde, 888 gazel, 1 terkîbibend, 5 tahmîs, 156 târih, 10 mesnevî, 114 kıt’a, 218 rubâî, 61 matla‘, 74 müfred, 186 muammâ ve 30 lugaz bulunmaktadır (Bilkan.1997). Dîvân, Silahdâr İbrahim Paşa’nın isteği üzerine tertîb edilmiş olup şâirin Haleb’te bulunduğu sırada tertîb edilmiştir. Dîvân’ın gazeliyât bölümünde, kâfiye harfleri değiştikçe araya bir rubâ’î yazılması da Nâbî Dîvânı’na has bir özelliktir.
2. Farsça Dîvânçe: “Dîvânçe-i Gazeliyyât-ı Fârisî” başlığı ile de bilinir. 33 gazel ile çoğu İran şâiri olan ünlü şâirlerin gazellerine nazîre olarak yazdığı 20 tahmis, mesnevî tarzında yazılmış iki küçük hikâye ve 48 târih düşürülmüş kıt’a mevcuttur. Dolayısıyla şâirin Farsça şiirlerinin önemli bir kısmı gazellerden diğer kısmı da tahmîslerden oluşmaktadır.
3. Hayriyye: Hayriyye-i Nâbî olarak da bilinen eser, şâirin en çok tanınan eseridir. Bu eseri, 1701 yılında oğlu Ebulhayr Mehmed Çelebi için yazmıştır. Nâbî, oğluna güzel ahlak sahibi olması konusunda öğütler vermekle beraber, birçok sosyal ve siyasi olayı da açık bir dille konu ederek yeri geldikçe sosyal-siyâsî-insânî tenkidlerini de esirgememiştir. Otuzbeş bölümden oluşan eser 1660 beyit olup arûzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbı ile yazılmıştır.
4.Hayrâbâd: O asırların en çok okunan ve beğenilen eseri olup Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ı yazmasına da vesîle olan bir mesnevîdir. Hayrâbâd, esas olarak Feridüddîn Attâr’ın (ö.1230) “İlâhînâme” adlı eserindeki “Hikâyet-i Fahrüddîn-i Gürgânî ve Pâdişâh Kölesi” adlı hikâyenin genişletilmiş şeklidir. Nâbî’nin 1705 yılında Haleb’te kaleme aldığı bu eser, arûzun “mef’ûlü mefâilün fe’ûlün” kalıbıyla yazılmıştır.
5.Sûr-nâme (*): Eser IV. Mehmed’in emriyle, şehzâdeleri Mustafa ve Ahmed’in sünnetleri münâsebetiyle 1675 yılında yazılmış olup 587 beyittir. Eser mesnevî nazım şekliyle ve arûzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Tevhiî, na’t ve medhiyelerle başlayan eserde, IV. Mehmed’in şehzadeleri için Edirne’de yapılan sünnet düğünü hazırlıkları, sadrâzam ve vezirlerin getirdiği hediyeler, yemek ve ikrâmlar, on beş gün devam eden şenlikler, mevlid ve sünnet töreni ayrıntılı bir biçimde anlatılmaktadır.
6. Tercüme-i Hadîs-i Erba’în (Kırk Hadîs Tercümesi): Nâbî’nin, İran şâiri Molla Câmî’nin “Hadîs-i Erba’în” adlı eserinden tercüme ettiği eser “fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün” vezniyle yazılmıştır.
7. Tuhfetü’l-Harameyn: Nâbî’nin, Musâhib Mustafa Paşa’nın desteğiyle, H.1090/M.1679 yılında vukûbulan Hac yolculuğunu anlattığı seyâhatname türü mensûr eseridir. Şâir hac yolculuğuna İstanbul’da nasıl başladığını, konakladığı menzilleri, memleketi olan Urfa’ya varışını, Suriye, Filistin, Mısır ve nihâyet Mekke’ye gidişini ayrıntılı bir şekilde anlatır. Mekke’den itibâren haccı edâ ederken bütün kutsal yerleri tanıtmış ve bu ibâdetin bütün gereklerini anlatmış olan Nâbî, Medîne’ye yaptığı ziyâreti de bütün teferruâtıyla dile getirmiştir. Tuhfetü’l- Harameyn, oldukça sanatlı bir dille kaleme alınmış olup, pek çok Türkçe, Farsça, Arapça beyit ve mısralarla süslenmiştir. Eser dil yönüyle, Nâbî’nin diğer bütün eserlerinden daha ağdalı ve süslüdür. Bir başka deyişle; söz ustalığında ulaştığı seviyeyi bu eserde bütün ihtişâmıyla ortaya koymuştur.
8. Münşeât: Nâbî’nin mektuplarını ihtivâ eden eser, şâirin vefâtından sonra, Şehîd Ali Paşa’nın tezkirecisi ve Nâbînin de dostlarından olan Habeşî-zâde Abdurrahîm Çelebi tarafından, Paşa’nın emriyle bir araya toplanmıştır. Habeşî-zâde’nin önsözüyle nüshalaşan Münşeât’ta yer alan mektuplar, Nâbî’nin hayâtının yaklaşık olarak elli (50) yılına yayılmış mektuplardır. Dolayısıyla bu metinler, onun hayâtı boyunca yapıp ettiklerini, müktesebâtını, muhâtaplarını (hemhâl olduğu kimseleri), dost ve düşmanlarını, his, hayâl ve düşüncelerini, bütün bir havsalasını ve tasavvurlarını aksettirmesi bakımından oldukça önemlidir.
9. Zeyl-i Siyer-i Veysî: San’atlı dîvân edebiyâtı nesrinin tanınmış isimlerinden Veysî, (ö. 1628) Siyer’inde, Hz.Muhammed’in hayatını, Bedir Savaşına kadar yazmış; Nâbî buna, Mekke’nin fethine kadar olan kısmı yazarak ilave etmiştir. Kronolojik bir sıra ile devam eden eserde Uhud Savaşı, Hendek Savaşı, Hudeybiye Antlaşması, çevre ülkelere İslam’a davet mektuplarının gönderilmesi, Kaza Umresi, Hayber’in Fethi, Mute Savaşı gibi konular esas teşkil etmekle birlikte aradaki küçük gazveler, doğum, izdivaç vb. konular da anlatılmıştır. Eserden söz eden kimi kaynaklar eserin Mekke’nin Fethi’ne kadar yazılıp tamamlandığı konusunda bilgi vermektedir. Mekke’nin Fethi’nin anlatımı ile biten eser 1103/1692 yılında kaleme alınmıştır.
10. Fetih-nâme-i Kamaniçe: M.1082 (H.1671) yılında IV. Mehmed’in Lehistan’a yaptığı sefer sırasında yazılmıştır. Nâbî, fethedilen kaleye IV. Medmed ile beraber girmiş ve Musâhip Mustafa Paşa’nın isteği üzerine gazâ-nâmeyi yazmıştır. Kalenin fethinden hemen sonra, şâirin yazdığı târih manzûmesinin kale kapısına kazdırıldığı bilinmektedir.
(*) sûr: düğün-dernek, şenlik, kutlama, ziyâfet
